18 Ocak 2012 Çarşamba

Sen Beni Öpersen

sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
-senegalliler dahil değil
sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin
-yoksa seni rahatsız mı ettim?
sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak
-freud diye bir şey yoktur.
sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
-haydi iç de çay koyayım.
Ah Muhsin Ünlü



Ve yazı biterken..















14 Ocak 2012 Cumartesi

Çirkin Ördek Yavrusunun Annesine Mektubu Varmış Meğersem :)

Cannnnnım Annem, Biricik annem, - Nam-ı diğer kaptan :)
Bugün, sana dair yazdığım yazılardan daha farklı bir yazı olacak bu muhtemelen..

Bunca yıllık hukukumuz var Seher Hatun, ama kızın utangaç tabi böyle şeyleride diğerleri gibi yazsam ya bıdı bıdı bıdı diye iki dakkadaaa.. :))  Öhm.. Neden bilmem zormuş böyle kelimeleri yerinde kullanmak..


İnsan annesini nasıl anlatır?


Biliyorum (ki bazen bilmemezlikten geldiğim olmuyo değil.) ben senin hala küçük kızınım. Hayat ne sunarsa sunsun, hangi zorluklardan geçersem geçeyim, hep senin desteğinle ayakta kalmayı başardım. Kendime güvenimin en az olduğu zamanlarda bile senin bana olan güvenin tamdı -daima! :)

Öncelikle bunun için sonra beni sonnnnsuz sevdiğin için bissürü bissürü teşekkürler sana Enes'in deyimiyle 'Plaza temizleyen Seher Teyze' :)
Sonra da seni çok çok çok seviyorum ben ama kadın ya..  :)

(Bu bol gülücüklü,sırıtıklı bi yazı oldu sanırım ama Çaput da tepemde, defterimin üstüne de Yinemi'yi koydum.. Beraber yazı yazıyoruz annemize.. Yinemi, gülücük koy gülücük koy deyip duruyo :))  )


Sadece seni değil;
Mutfaktayken mırıldandığın şarkıları, babamla ve ananemle olan komik atışmalarınızı (valla ben çok gülüyorum ne yalan söyliyim yalan yok komiksiniz bence), odamı toplarken ve topladıktan sonra ki bana çemkirişlerini, kahve yapmamı isterken bana binbir çektiğin yağı, sonra kahve içerken yaptığımız güzel sohbetleri, biz; sen bilgisayardayken kolidordan geçince internet gidiyo yaaa işte sonra bize bu yüzden sinirlenmeni (bazen babamla özellikle yapıyoruz valla ilgi göstermeyince sen naaaaağbalım; ayrıca babam kışkırtıyo beni de. ), telefonu 'N'aber Gaymaklı Gadayıfım' diye açmanı, 'ayranı sonra içeriz'lerini, bazen bir anda şaşkınlaşıp söylediğin komik şeyleri, kısacası herrşeyinle seni çoook ama çoook seviyorum benim canım annem :)

Bi deee "Anne,  bütün ağaçlar" geldi aklıma.. Bakalım sen hatırlayacak mısın? :)

Doğum günün bugün senin, umarım en güzel yıllarımız bundan sonrakiler olsun..
Eee artık sen, bugün, bir karadut şarabıyla yanında midyeyi, balığı hakkettin.. Meloş Hanım da geliyo yarın keyfin iyi vallaaa :)

Yanaklarımdan sen geldin öptün ya beni az önce; bende gelip öpeceğim seni bu sabah kocaman..

Sevgilerimle..

Mürettebatın hep seninle Seher Kaptan..

Not: Seyir Defteri'nin 2.sini de yazayım bi temizlik yap da ben evdeyken bari :D ehe tamam kaşınıyorum.. öperim çokçana.. :D

Ve tabi ki yazı biterken..

10 Ocak 2012 Salı

Büyük Ev Ablukada

……(ekmek vardı tereyağı vardı utanılacak bir şey yoktu
……bir şey daha yoktu ama kavrayamıyordum)
işte böyle olmak en iyisidir olmakların
bir küçük çocuğu tuttum otobüsten indirdim
……(indirmiştim
……yok olan önemli bir şeydi allah kahretsin)
tüm kavgasız tüm duruk tüm başıboş
üç sayı kötü bir sayı iyi şiir dinledim
çıkıp okudular durup dinledim
bitmeseydi daha dinlerdim kötü mötü
saat kaç diye sordular birisi beş yani dedi
……(ha kavgada ha aşkta
……bu gök bomboş ha kavgada ha aşkta)
göğe baktım yerli yerinde
haydutlar dalavereciler yerli yerinde
vurguncular hayınlar vurdumduymazlar öyle
iyi dedim içim rahatladı
düzen bozulmamış dedim sevindim
tenhaca bir bölgelerinden şehre girdim
……(ben herkese varım
……başka türlü olmuyor inanmayın)

bakın bu şehri ben kurdum ben büyüttüm ama sevemedim
……(ekmek vardı tereyağı vardı söylemiştim önemlidir
……utanılacak bir şey yoktu kime anlatmalıyım)
ben sevemezsem sevmek kimselerin elinden gelemez
bizi tutkulara çağırdı otobüse sosise buzdolabına
telefona sinemalara radyolara bir sürü kancık sevdalara
sürü sürü mutsuz alışkanlıklara
yalana dolana itliklere keten elbiselere
……(sonra karısı öldü o çocuğun
……yalnızdı güçsüzdü herkesler gibiydi
……kirlendi kötülendi sarhoşladı pis karılara dadandı
……anladık onu ölenden başkası kurtaramaz
……ölen de kurtarmamıştı)

bak ben seni nerenden kurtaracağım şaşacaksın
şimdi bu taşları biz çektik değil mi ocaklardan
bu asfaltı biz döktük biz onardık değil mi
bu yapıları oniki kat yapmak bizim aklımızdı
biz kurduk istersek umursamayız ya
……(abluka burada başlıyordu çünkü)
ekmek yiyelim tereyağı yiyelim çocuk büyütelim
sen beraber yatacağımız yatakları hazırla
sen bir onu yap yeter bak göreceksin.
-Turgut Uyar

31 Aralık 2011 Cumartesi

Ne zaman?

 Evet, yeni yılın ilk yazısı bu ama yeni karaladığım bir şey değil.. Geçen gün defterimi karıştırırken rastlaştık.. Sayfanın en başında "Ne zaman?" yazıyordu yazıdan farklı bir kalem rengiyle.. Muhtemelen yine böyle bir karşılaşma yaşamıştık daha önce.. E bayağıdır da görüşmüyorduk; bir kadeh karadut şarabıyla birlikte size kocaman ve yeni bir merhaba olsun bu :)


" Bir şey itiyor beni buna..
Size de olmuyor mu? - Yapma, hadi! Yine kendimi kandırıyorum.
Satırlarca ağlayabilirim kendime. Her koyduğum nokta sadece bir son. Başlangıçsız.
Öyle oluyor ki bazen aynı yerden defalarca atlayıp hala yaşayabiliyorum.

Sonra diyorum ki kendime yine :
"Az önce atladım. Saçlarım dolandı boynuma. Havada süzülürken nefes alamaz oldum ve  -oldu."

Ama uyanıyorum sonra. Yorgun, halsiz ve beli tutulmuş uyanıyorum.

Ben sebebini biliyorum elbette. Özlemediğim bir şeyi arıyorum. İsteksiz değil -korkağım.

Ve hiç beklenmedik bir anda, geleceğimi düşünmüyor hikayem. Uykusunda yakalıyorum.

Belki de, o! -Bardağa uzanıyor susamaya. Derin derin soluyor ya da nefes alamadığında.


Yürüyor uykusunda, sayıklamıyor ama.

Kıvrılıp yatıyorum yeşil kanepesine. Yastığın altında pijama altım unutulduğu yerde. Açıp bakıyorum yandaki tozlu albüme hangi sayfayı çevirsem ben değil.

Anlıyorum ki şimdi..
Başka başka dünyalarda, yaratmaya çabaladığım o yaşam yok aslında.. "

yazı biterken..

15 Kasım 2011 Salı

sana büyük bir sır söyleyeceğim

sana büyük bir sır söyleyeceğimÖnce bir başlangıç konuşması yapayım..

Öhmm.. Evet.

Aşağıda okuyacağınız dizelerin her biri çok kıymetli (benim için) . Küçük bir oyunmuş gibi, her girdiğimde yeni bir yere çıktığım '36.' sokaklar gibi, sonuna korka korka geldiğim dönemeçler gibi.


Küçük sırlar lazım hayata. Söylenmeyen sözler, bardakta kalmış bir yudum şarap, ve 'son kez' yalanları lazım kimi zaman.
Keyfini çıkar.
Her kelimesini hisset okurken. 

Düşün. 

Bu şiiri sen yazdın farzet.

Hiç unutmayacağınız kelimeleriniz, cümleleriniz var mı hayatta?
Varsa, iyi.
Derin bir nefes önce. Hadi.



Sana büyük bir sır söyleyeceğim..
Zaman sensin, zaman kadındır gönlü çelinsin ister, zaman.
Hep okşansın, diz çökülsün hep..
Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına, taranmış
bir upuzun saç gibi zaman
soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi.
zaman sensin; uyuyan sen..
şafakta ben uykusuz seni beklerken..
sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi
ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın,
bu durdurulmuş zamanın işkencesi, mavi çanaklarda kan gibi
bu göz susuzluğundan, sen yürürken odada
bense, bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini.
daha beter..
seni kaçak,
seni yabancı bilmekten.
aklın ayrı bir yerde, gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
tanrım, ne ağırdır sözcükler asıl demek istediğim bu
hazzın ötesinde taşındı sevgim hiçbir zararın erişemeyeceği yerde bugün
sen ki benim saat-şakağımda vurursun
boğulurum soluk alıp vermesen
tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın
sana büyük bir sır söyleyeceğim her söz
dudağımda bir dilenen zavallı
acınacak birşey, ellerin için kararan birşey bakışının altında
işte bu yüzdendir sık sık seni seviyorum deyişim
boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakça kalp kristali

kaba konuşmamdan gücenme benim; bu konuşma
ateşte şu tatsız cızırtıyı çıkaran sudur o kadar..

sana büyük bir sır söyleyeceğim
bilmem ben
sana benzeyen zamandan söz açmayı
bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm
tıpkı
uzun bir süre garda
el sallayanlar gibi
gittikten sonra trenler
bilekleri sönerken
yeni ağırlığından gözyaşlarının

sana büyük bir sır söyleyeceğim korkuyorum senden

korkuyorum yanın sıra gidenden

pencerelere doğru akşam üzeri el kol oynatışından

söylenmeyen sözlerden

korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan
korkuyorum senden

sana büyük bir sır söyleyeceğim
kapat kapıları
ölmek daha kolaydır sevmekten
bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
sevgilim.

Louis Aragon


(Biterken şiir..) 

8 Kasım 2011 Salı

Pembe filimle danstan hemen sonra




Nefes aldığımız değil, yaşadığımızı hissettiğimiz anda yaşıyoruz aslında. Yani gelişine biraz. Keyfiye. Ve istediğimiz için. Farketmeliyiz.. 
 'Bunu yapacağım hiç aklıma gelmezdi aslında' dediğimiz anda yaşadığımızı farkediyoruz, tam o zaman. Şaşırtıyoruz kendimizi. Değişiyoruz her dokunuşta biraz daha..  Her bir insanın dokunuşunda apayrı..


 

 Şöyle yazmıştım tam olarak:

"Bakın Bayım,
Size bunları yazıyorum çünkü kendimi; ihtimallerimin dışında olabilecek kadar sıradışı hissediyorum son zamanlarda..
O gün her zaman olduğu gibi yorulmuştum birşeylerden. Ben zaten hep yorulurdum, miskin bir yapımın olmasının yanısıra gülerken tüm hayatımı koyuyordum ortaya. Sıradan bir günde koca meydanın ara sokaklarından bilmeyerek de olsa ilerledim yanınıza. Yüzünüze dokunmak isteyen oldu mu hiç? Sanki küçük bir patikada yürüyormuşum da dağınık dallarıyla bir bütün kocaman bir ağaç gibiydiniz, adeta.
Bazen bunları düşünüyorum. Çok farklı şeyler de düşünebiliyorum bazen. Dünyadan hiç sıkıldığınız oldu mu sahi? Ertelemeyi denediniz mi? Keşke ertelemeyi erteleyebilseydim çünkü ben bir tek korkularımı erteleyemiyorum ne yazık.."




Tüm olup biten söylemediğimiz sözlerden ibaret aslında. Yap-a-madıklarımız kadar uzak. Yaptıklarımız kadar eski.. Her gün yeniden, bir yeniden daha, yeniden ve tekrar tekrar başlıyoruz hayata.

(Biterken yazı..)

7 Kasım 2011 Pazartesi

-I appreciate what you did for me. but you see, i’m any other woman. i sweat. i cough. i have cavities. you won’t miss me. you understand that now. Shut the door when you leave.